Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin, “Burada bizim için en önemli konulardan biri Gülistan’ın naaşının bulunması. Arkadaşlarımız özellikle bu konu üzerinde hassasiyetle çalışıyor” şeklinde konuştu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul’daki adliyelerde görev yapan yargı muhabirlerini Ankara’da bulunan Adalet Bakanlığında kabul etti.
Kabulde, gündemdeki soruşturmalar ve davaları değerlendiren Gürlek, adliye muhabirlerinin sorularını da yanıtladı.
Faili meçhul ve yıllar sonra yeniden ele alınan dosyalara ilişkin konuşan Gürlek, suç ve suç örgütleriyle mücadele kapsamında yürütülen çalışmalara değindi.
Bakan Gürlek, Adalet Bakanlığı görevine geldikten sonra yasa dışı bahis, uyuşturucu, kara para aklama, sokak çeteleri, sanal bahis ve sanal kumarla mücadeleye yönelik genelgeler yayımladıklarını, bu alanlardaki mücadelelerinin tavizsiz şekilde devam ettiğini kaydetti.
Bakanlık düzeyinde yakından takip ettikleri başlıkların bulunduğunu aktaran Gürlek, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması amacıyla kurdukları birimin ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarının yürüttüğü soruşturmalara koordinasyon, bilgi paylaşımı ve teknik çalışma süreçleriyle katkı sağladığını, adli değerlendirme ve kararların ise ilgili başsavcılıklarca verildiğini dile getirdi.
“46 MAKTULÜN YER ALDIĞI 40 DOSYA AYDINLATILDI”
Bakan Gürlek, faili meçhul dosyaların yeniden ele alındığına, başsavcılıklarla toplantılar yapılarak dosyalardaki imkanların değerlendirildiğine dikkati çekerek, “Adalet Bakanlığı bünyesinde kurduğumuz bu dairenin (Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı) çalışmalarıyla güzel sonuçlar aldık. Birim kurulalı 4 ay oldu, 46 maktulün yer aldığı 40 dosya aydınlatıldı.” diye konuştu.
Bu çalışmaların vatandaşlarda önemli bir karşılık oluşturduğunu vurgulayan Gürlek, “Hiçbir şeyin sonsuza kadar karanlıkta kalmayacağı, adaletin er ya da geç tecelli edeceği görülüyor. O dönem deliller yeterince toplanmamış, olaylar bütün yönleriyle aydınlatılamamış olabilir. Ancak devletin bütün imkanlarıyla ve kararlılıkla çalışması halinde yıllar sonra dahi sonuç alınabileceğini görüyoruz. Bu da adalete olan güveni artırıyor.” ifadesini kullandı.
Adalet Bakanı Gürlek, Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin soruşturmanın devam ettiğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Soruşturma ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yürütülüyor. Ceza İşleri Genel Müdürlüğümüz bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız da kendi görev alanı çerçevesinde koordinasyon ve dosya inceleme çalışmalarını sürdürüyor. Başka isimler olur mu, olmaz mı? Bunu benim söylemem doğru olmaz. Bir soruşturmanın başlatılması için hukuken gerekli şüphe şartlarının oluşması gerekir. Faili meçhul dosyaların tamamı ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarınca kendi delil durumu içinde değerlendiriliyor. Hangisi hakkında yeni bir süreç başlar, hangisinde başlamaz? Bunu ben bilemem. Bu konuda isim vermem de doğru olmaz.”
GÜLİSTAN DOKU DOSYASINDAKİ GELİŞMELER
Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmadaki gelişmelere de değinen Gürlek, burada önemli ilerlemelerin sağlandığını, ancak soruşturmanın tamamlandığını söylemek için henüz erken olduğunu anlattı.
Son olarak Umut Altaş’ın ifadesinin geldiğini aktaran Gürlek, “Burada bizim için en önemli konulardan biri Gülistan’ın naaşının bulunması. Arkadaşlarımız özellikle bu konu üzerinde hassasiyetle çalışıyor. Dosyadaki bazı beyanlarda naaşın birkaç kez yer değiştirmiş olabileceğine ilişkin bilgiler bulunuyor. En son Pertek Yolu üzerindeki bir noktaya götürüldüğüne yönelik beyanlar var. Ayrıca kimyasal maddeler kullanılarak naaşın tamamen ortadan kaldırılmış olma ihtimali de değerlendiriliyor. Bu yönde bazı beyanlar ortaya çıktı. Ama elbette öncelikli amacımız naaşa ulaşmak. En azından ailesinin evladının kabri başında dua edebilmesini sağlamak açısından bu bizim için çok önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu dosyayla ilgili Cumhuriyet başsavcılığının ciddi çalışma yürüttüğünün altını çizen Gürlek, soruşturma kapsamında geçmiş dönemde bazı kamu görevlilerinin kendilerine tanınan yetkileri usulsüz kullandıklarına işaret ederek, olayın aydınlatılmasını engellemeye veya bazı delilleri ortadan kaldırmaya çalıştıkları yönündeki iddia ve bulguların da incelendiğini söyledi.
Bakan Gürlek, “Burada kişinin vali olması veya başka bir makamda bulunması önemli değil. Somut suç şüphesi varsa, kişinin unvanına bakılmaksızın ilgili savcılık hukuk çerçevesinde gereken işlemleri yapar. Soruşturmanın devamında yeni gelişmeler olabilir. Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının yürüttüğü süreçler var.” sözlerini sarf etti.
Gülistan Doku olayının toplumda ciddi bir hassasiyet oluşturduğunu, geçmişte işlenmiş olsa dahi bir suçun veya cinayetin üzerinin sonsuza kadar kapalı kalmadığını kaydeden Gürlek, devletin bütün imkanlarıyla ve kararlılıkla çalışması halinde gerçeğin yıllar sonra da ortaya çıkarılabildiğini belirtti.
ROJİN KABAİŞ SORUŞTURMASI
Gürlek, Van Gölü kıyısında cansız bedeni bulunan Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturmayla ilgili değerlendirmeler yaparak, cep telefonuna ilişkin henüz giderilemeyen bazı belirsizliklerin bulunduğunu aktardı.
DNA incelemelerinin yapıldığını ve telefona yönelik teknik incelemelerin sürdüğünü belirten Gürlek, “Ancak şu an itibarıyla doğrudan ve kesin bir sonuca götüren somut bir veriye ulaşıldığını söyleyemeyiz. İlgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından değerlendirilen farklı hususlar var ancak bu aşamada kamuoyuyla paylaşılabilecek net bir sonuç bulunmuyor.” diye konuştu.
Gürlek, eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmaya ilişkin, “Kaşif Kozinoğlu, devletimizin yetiştirdiği müstesna isimlerden ve önemli bir devlet görevlisiydi. Maalesef o dönemde Ergenekon kumpası kapsamında tutukluluk süreci geçirirken sağlıklı, spor yapan ve öz bakımına dikkat eden bir kişi olmasına rağmen şüpheli şekilde hayatını kaybetti.” değerlendirmesini yaptı.
Konuya ilişkin daha önce yapılan şikayet ve ihbarların Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca dikkate alınarak soruşturma başlatıldığını dile getiren Gürlek, daha sonra yurt dışında firari bulunan ve FETÖ bağlantısına ilişkin hakkında adli süreç bulunan eski bir cezaevi personelinin önemli beyanları üzerine bazı adli işlemlerin gerçekleştirildiğini kaydetti.
Bakan Gürlek, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında yeni delillerin ortaya çıkması halinde yeni işlemlerin gündeme gelebileceğini, buna, ilgili Cumhuriyet başsavcılığının delil durumuna göre karar vereceğini anlattı.
Her şüpheli ölüm gibi bu olayın da bütün yönleriyle araştırıldığına dikkati çeken Gürlek, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının, ilgili Cumhuriyet başsavcılığıyla bilgi ve koordinasyon çerçevesinde çalıştığını, soruşturmanın yönü ve adli kararların ise ilgili yargı mercilerinin yetkisinde olduğunu vurguladı.
İlerleyen süreçte tablonun daha net ortaya çıkacağını düşündüğünü kaydeden Gürlek, “Kaşif Kozinoğlu devletin yetiştirdiği müstesna bir isimdi. Örgütün hedefi haline getirilmiş olabileceğine ilişkin değerlendirmeler de dosyada inceleniyor. Cezaevinde hayatını kaybetti. Ölümünün kesin sebebine ilişkin tartışmalar var. Zehirlenme mi, kalp krizi mi, bir ilaç etkisi mi yoksa doğal ölüm mü? Bunların hepsi bilimsel ve adli verilerle inceleniyor.” dedi.
“SORUŞTURMALARA MÜDAHALE ETME YETKİMİZ YOK”
Gürlek, olayın cinayet olduğunu peşinen söylemenin doğru olmayacağını, bütün ihtimallerin soruşturma kapsamında değerlendirildiğini, sürecin devam ettiğini ve soruşturmanın Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütüldüğünü söyledi.
Adalet Bakanlığının devam eden bir soruşturmanın içeriğine müdahale etme veya savcılara soruşturmanın yönüne ilişkin talimat verme yetkisinin bulunmadığını belirten Gürlek, Cumhuriyet başsavcılıklarının yargısal görevlerini anayasa ve kanunlar çerçevesinde yerine getirdiğini, Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) da hakim ve savcılara ilişkin anayasal ve yasal görevlerinin belli olduğunu anımsattı.
Akın Gürlek, meslektaşlarına verdikleri mesajın, soruşturmaların yönüne ilişkin olmadığına dikkati çekerek, şunları ifade etti:
“Hukuka uygun biçimde görevlerini yaparken isimden, makamdan veya unvandan çekinmemeleri gerektiğini söylüyoruz. Bazen bir meslektaş bir soruşturmaya başladığında, ‘İki gün sonra önemli birinin ayağına basarsam ne olur? Buradan etkili bir isme gidersek sorun yaşar mıyız?’ şeklinde bir tedirginlik yaşayabilir. Bizim söylediğimiz şu: ‘Ucu nereye giderse gitsin, kim çıkarsa çıksın, dosyanın kapağındaki ismi kapat, içindeki delillere bak. Kararını yalnızca hukuka ve delile göre ver.”
Buradaki yaklaşımın bir soruşturmanın yönünü göstermek değil, savcının hukuka uygun görevini herhangi bir baskı veya çekince hissetmeden yerine getirebilmesini sağlamak olduğunu vurgulayan Gürlek, “Kişilerin isimleri, unvanları, makamları veya görevleri önemli değil. Savcılık zaten böyle yapılır. Bizim güçlendirmek istediğimiz irade, kişiye göre değil delile ve hukuka göre hareket etme iradesidir. Soruşturmalara müdahale etme yetkimiz yok. Böyle bir niyetimiz de kesinlikle yok.” bilgisini paylaştı.
AHBAP DERNEĞİNE YÖNELİK SORUŞTURMA
“Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı” iddiasına ilişkin soruşturmanın devam ettiğini belirten Gürlek, vatandaşların iyi niyeti ve yardım duygularının suç teşkil eden faaliyetlerle istismar edildiğine yönelik iddiaların ayrıntılı şekilde incelendiğini hatırlattı.
Gürlek, “Maalesef o dönemde popüler kültürden, sanat ve medya camiasından da bu yapıya güçlü destek verenler olmuş. Haluk Levent kamuoyunca bilinen bir isim. Geçmişte karşılıksız çek ve kumar gibi konularla ilgili adli süreçlerle de anılmış bir şahısken daha sonra popüler kültürün etkisiyle adeta bir iyilik sembolüne dönüştürüldü. Bugün ise hakkında yürütülen soruşturmada çok farklı iddialar, mali hareketler ve müşteki beyanları araştırılıyor.” açıklamasında bulundu.
Soruşturmanın seyri ve elde edilecek yeni deliller doğrultusunda yeni adli işlemlerin gündeme gelebileceğini belirten Gürlek, buna, ilgili Cumhuriyet başsavcılığının delil durumuna göre karar vereceğini, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tespitleri ile itirafçı beyanlarının bulunduğunu aktardı.
Toplanan yardımların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığının önem taşıdığını vurgulayan Gürlek, “Biliyorsunuz bir keşif heyeti oluşturuldu. Yeni görüntüler de ortaya çıktı. Keşke toplanan bu paraların tamamıyla yardımlar yapılsa, evler inşa edilseydi. Şu anda depolarda çürümeye terk edildiği belirtilen malzemeler var. Bunlar yeni yeni ortaya çıkıyor. Mağdurlar ve şikayetçiler var. Bunlara ilişkin çalışmalar da devam ediyor.” ifadesini kullandı.
Gürlek, AHBAP soruşturması kapsamında incelenen mali işlemler ve müşteki beyanlarına ilişkin şunları söyledi:
“Haluk Levent, özellikle 2022-2023 döneminde toplumun güvendiği ve popülaritesi yüksek bir kişi olarak gösteriliyordu. Az önce görüştüğüm bir kişi, o tarihlerde Amerika’da bulunan kliniğine Haluk Levent’in geldiğini anlattı. Türkiye’de bir yardım kuruluşunun bulunduğunu, kamuoyunca da tanınan bir kişi olduğunu söyleyerek kendisinden yardım istediğini ifade etti. O kişi de ‘Tamam, ne gerekiyorsa verelim.’ diyor. Söz konusu para 4 milyon 600 bin dolar. Hatta buna ilişkin senet de düzenlenmiş.”
Dosyada buna benzer çok sayıda senet bulunduğunun belirtildiğini aktaran Gürlek, bunların ilgili başsavcılık tarafından ayrıştırılarak hukuki ve mali yönden incelendiğini anlattı.
Bakan Gürlek, “Bazı işlemlerde Haluk Levent’in kendi adına borç aldığı, ‘Bu parayı kullanacağım.’ dediği veya taşınmaz aldığına ilişkin belgeler bulunuyor. Ancak daha sonra bu paraların ödenmediği iddia ediliyor. Sorun da burada başlıyor. Senet var. Borçlu sıfatıyla imza var ancak ödeme yapılmadığı iddiası var. Sonrasında bu paraların nereye gittiği araştırılıyor. Para transferlerinin kimlere yapıldığı, taşınmazların hangi kişiler üzerinden devredildiği ve bu işlemlerin gerçek mahiyetinin ne olduğu savcılıkça inceleniyor.” diye konuştu.
Müşteki sayısının henüz kesinleşmediğini ve olay duyuldukça başvuruların arttığını anlatan Gürlek, alacağı bulunduğunu öne sürerek başvuran kişilerin iddialarının belge, senet ve sözleşmeler üzerinden savcılıkça araştırıldığını kaydetti.
Gürlek, dosyada çok sayıda taşınmaza ilişkin işlemin bulunduğunu, bazı kişilerin bir yardım kuruluşuna çok sayıda taşınmaz devretmesinin nedenlerinin de araştırıldığını dile getirdi.
“YAKLAŞIK 245 MİLYON DOLARLIK PARA TOPLANDIĞI İFADE EDİLİYOR”
Dosyadaki bilgilere göre, bazı taşınmazların doğrudan Haluk Levent adına değil, önce asistanı Yeliz Kaya, ardından Esin Önder Çağlayan adına devredildiğine ilişkin işlemlerin bulunduğunu ifade eden Gürlek, bunların hukuki ve mali nedenlerinin incelendiğini bildirdi.
Gürlek, taşınmazları veren kişilere ödeme yapılmadığı yönünde iddialar bulunduğunu, söz konusu devirlerin “yardım amacıyla mı gerçekleştirildiği, başka bir mali ilişkinin parçası mı olduğu” veya “sisteme para sokmaya yönelik bir mekanizma bulunup bulunmadığının” soruşturma makamlarınca araştırılacağını, bu aşamada kesin bir hüküm vermenin doğru olmayacağını belirtti.
Adalet Bakanı Gürlek, “AHBAP soruşturmasında dosyadaki tespitlere göre yaklaşık 245 milyon dolarlık bir para toplandığı ifade ediliyor. Toplanan bu paraların dışında bir de müştekiler var. Elden borç verdiğini, taşınmaz devrettiğini veya senet aldığını söyleyen kişiler bulunuyor. Bunlar yeni yeni toparlanıyor ve savcılık tarafından inceleniyor. Gerçekten ilginç örnekler var. Senet düzenlenmiş, ‘Ödeyeceğim’ denilmiş, imza atılmış ancak paranın ödenmediği iddia ediliyor.” bilgisini verdi.
ALİHAN KURİŞ SUÇ ÖRGÜTÜ SORUŞTURMASI’NDA ALMANYA’DAN ADLİ YARDIM TALEBİ
Vatandaşların iyi niyetini ve dini duygularını istismar ettiği öne sürülen suç yapılanmalarına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmaya değinen Gürlek, yeni kayıtlar, MASAK raporları ve elde edilecek diğer deliller doğrultusunda soruşturmanın kapsamının genişleyebileceğini ve yeni adli işlemlerin gündeme gelebileceğini vurguladı.
Gürlek, özellikle bir hususun altını çizmek istediğini dile getirerek, “Bizim herhangi bir dini yapılanmayla, toplumsal oluşumla veya sivil toplum kuruluşuyla kategorik bir problemimiz yok. Bizim mücadele ettiğimiz, din, inanç veya yardım faaliyeti kisvesi altında vatandaşın iyi niyetini kullanan, bunu kişisel veya mali menfaat temin etmek için istismar eden ve suç teşkil ettiği değerlendirilen yapılanmalardır. Dini veya insani duygular üzerinden kendisine özel bir mali alan ya da ayrıcalıklı bir yaşam düzeni oluşturan yapılara karşı hukuk çerçevesinde mücadelemiz devam ediyor.” ifadesini kullandı.
“Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü”ne yönelik soruşturmaya ilişkin bilgi veren Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Almanya’dan adli yardım talebinde bulunuldu. Bazı işlemlerin hangi kaynaklarla, hangi kişiler aracılığıyla ve kimlerin bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğinin aydınlatılması amacıyla uluslararası adli yardımlaşma mekanizmaları işletiliyor. Alihan Kuriş suç örgütü soruşturmasında, Alihan Kuriş’in etrafında kümelenen bir yapılanmaya ilişkin kapsamlı bir dosya var. MASAK raporları, yeni tanık beyanları ve önemli itirafçı beyanları ortaya çıktı. Bunlara ilişkin süreçler devam ediyor. “
Soruşturma kapsamında son olarak üçüncü dalga operasyonun gerçekleştirildiğini aktaran Gürlek, bildiği kadarıyla 80 kişinin tutuklu bulunduğunu söyledi.
Buna ilişkin şirket ve dernek kayıtlarının incelendiğini belirten Gürlek, “Eğitim gören öğrencilerle, Kur’an kursu öğrencileriyle veya okullarda eğitim alan çocuklarla bizim hiçbir problemimiz yok. Soruşturmanın odağında, MASAK raporları ve diğer deliller çerçevesinde suç teşkil ettiği değerlendirilen mali yapılanma bulunuyor. Adli işlemler de bu çerçevede gerçekleştiriliyor.” dedi.
Bakan Gürlek, dini duyguların kullanılması suretiyle üst kademede bulunan bazı kişilere özel ve lüks bir yaşam alanı oluşturulduğuna yönelik ciddi iddiaların bulunduğunu, savcılığın da esas itibarıyla bu mali ilişkiler ile suç şüphelerini incelediğini aktardı.
Sosyal medyada yer alan “Menzil Cemaati operasyonu” iddialarına da değinen Gürlek, şunları kaydetti:
“Bizim bir cemaatle, dini oluşumla veya sivil toplum kuruluşuyla ilgili özel bir gündemimiz yok. Cemaatler Türkiye’nin toplumsal gerçekliğinin bir parçası. Ancak bir yapı, din kisvesi altında devleti ele geçirmeye yönelik faaliyet yürütürse veya suç teşkil eden yöntemlerle maddi menfaat sağlarsa yetkili savcılıklar deliller çerçevesinde hukuken gerekeni yapar. Ama söylediğiniz anlamda şu anda yürütülen özel bir çalışma yok.”
Bakan Gürlek, adliye muhabirlerinin sorularını da yanıtladı.
Gürlek, uyuşturucuyla mücadele kapsamındaki operasyonların devam edeceğini söyledi.
İlgili Cumhuriyet başsavcılıklarınca üzerinde çalışılan ve değerlendirilen dosyaların bulunduğunu belirten Gürlek, “Uyuşturucu konusunda kesinlikle taviz vermiyoruz. Özellikle kamuoyunca tanınan isimler ve sanat camiasına yönelik soruşturmaların da önemli bir caydırıcı etkisi oldu. Bundan sonraki süreçte uyuşturucuyla mücadelenin farklı alanlarında da adli soruşturmalar gündeme gelebilir.” diye konuştu.
Gürlek, futbolda bahis ve şike soruşturmalarının devam ettiğini bildirerek, şöyle konuştu:
“Sadece futbol değil, basketbol da dahil olmak üzere farklı spor alanlarında yasa dışı bahis ve şike iddiaları inceleniyor. Bunun yanında vatandaşın doğrudan ekonomik hayatını ve kamu sağlığını etkileyen sektörlere de bakılıyor. Beyaz et sektörüne yönelik bir operasyon yapıldı. Şeker sektöründe kamu sağlığını ilgilendiren bir operasyon gerçekleştirildi. Benzeri alanlarda, somut suç şüphesi oluşması halinde yetkili adli makamlarca yeni soruşturmalar yürütülebilir. Vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açan, ürünü tarladan pazara taşıyan zincirde kötü niyetli biçimde fiyatları yükselten, sahte faturalarla ürünlerin gerçek bedelini olduğundan fazla gösteren mekanizmalar varsa bunlar da elbette inceleniyor.”
Gürlek, bir ürünün gerçek değerinin 5 lirayken pazarda nasıl 30 liraya çıktığına, aradaki fiyat farkında suç teşkil eden bir mekanizma bulunup bulunmadığına yönelik çalışmalar yapılabildiğini, piyasa ürünlerine ilişkin konularda Tarım ve Orman Bakanlığı ve Rekabet Kurumuyla da koordinasyon sağlanabildiğini belirtti.
Borsadaki işlem hacminin son yıllarda önemli ölçüde büyüdüğüne dikkati çeken Gürlek, mağduriyet yaşayan yatırımcılara ilişkin konuların değerlendirildiğini ve SPK ile koordinasyon içinde takip edilen süreçlerin bulunduğunu vurguladı.
Bakan Gürlek, özellikle manipülasyon konusunda mevzuatın Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) verdiği yetki ve usullerin bulunduğunun, adli süreçlerin de bu yasal çerçevede yürütüldüğünün altını çizerek, “Elbette piyasaların gereksiz yere tedirgin edilmemesi de önemli. Çünkü borsada çok sayıda yatırımcı ve vatandaşımız var. Ancak suç teşkil eden manipülatif işlemlerin de hukuk çerçevesinde karşılıksız bırakılmaması gerekir. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
“FETÖ’YLE MÜCADELE TAVİZSİZ DEVAM EDİYOR”
FETÖ’nün yıllarca planlı hareket ederek 15 Temmuz’da ülkeyi ele geçirmeye çalıştığını, aynı zamanda bir casusluk örgütü olduğunu aktaran Gürlek, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığı dönemde Selam Tevhid Davası’nda bu konuda karar verdiğini ve kararın Yargıtayca onandığını kaydetti.
Bakan Gürlek, “Bu örgütün amaçlarından ve yöntemlerinden vazgeçtiğini düşünmemek lazım. Şu anda kabuğuna çekilmiş gibi görünebilir ancak yeni yapılanma arayışları bulunabiliyor. Finansal kaynaklarına ilişkin çalışmalar var. Farklı isimler ve yapılar altında yeniden örgütlenme veya kamu kurumlarına sızma girişimlerine karşı devlet son derece dikkatli. Biz bunlara müsaade etmeyeceğiz.” değerlendirmesini yaptı.
Bakanlığa geldiği günden bu yana bu konuda hassasiyetle çalıştıklarını dile getiren Gürlek, devletin bütün kurumlarının meseleye duyarlı olduğunu anlattı.
Gürlek, “FETÖ’yle mücadele tavizsiz şekilde devam ediyor. Cumhuriyet başsavcılıklarınca yeni yapılanmalara ilişkin kapsamlı soruşturmalar yürütülüyor ve operasyonlar gerçekleştiriliyor. Devleti ele geçirmek isteyen FETÖ gibi yapılara karşı mücadeleyi bırakmamak gerekir. FETÖ de bunların en önemlilerinden biridir.” dedi.
Yurt dışındaki temaslarında ilgili ülkelerin bakanlarıyla adli yardımlaşma konularını görüştüklerini belirten Gürlek, süreçleri yurt dışındaki adli müşavirler aracılığıyla da takip ettiklerini, iadeleri talep edilen kişilere ilişkin dosyaların takipçisi olduklarını söyledi.
Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden süreçlere ilişkin sürekli bilgi aldığını kaydeden Gürlek, “Yeni bir delil veya belge ortaya çıktığında bunları da iade dosyalarına ekliyoruz. Özellikle FETÖ konusunda sürekli yeni itirafçı beyanları ve yeni belgeler çıkabiliyor. Bunlar da ilgili ülkeye gönderilerek iade taleplerimiz güncelleniyor. Umut Altaş’la ilgili iade talebinde bulunduk. Olumlu gelişmeler de oldu. Sürecin iade yönünde ilerlemesini bekliyoruz ancak nihai kararın ilgili ülkenin yetkili yargı ve idari makamlarına ait olduğunu da unutmamak gerekir.” diye konuştu.
Bakan Gürlek, İstanbul’daki ölümlü trafik kazası sonrasında çocuğu Timur Cihantimur’la gittiği ABD’de tutuklanan Eylem Tok hakkında iade yönünde karar verildiğini ancak kararın üst mahkemeye taşındığını, bu nedenle üst mahkemenin kararının beklenmesi gerektiğini anlatarak, iade taleplerinin arkasında olduklarını ve süreçleri hassasiyetle takip ettiklerini kaydetti.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ
“Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan 12 maddelik çerçeve yasanın yaklaşık 467 oyla kabul edilmesinin önemli bir başarı olduğuna dikkati çeken Gürlek, milletvekillerine, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a ve destek veren siyasi partilerin genel başkanlarına teşekkür etti.
Gürlek, yasanın henüz yürürlüğe girmediğini, süreç kapsamında 4 alt komisyon kurulduğunu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında toplantılar gerçekleştirildiğini, kendisinin de oluşturulan kurulda yer aldığını söyledi.
Yasanın yürürlüğe girebilmesi için örgütün tamamen silah bırakmasının, bunun tespit ve teyit edilmesinin gerektiğini aktaran Gürlek, sürecin Milli Savunma Bakanlığı ve MİT tarafından takip edildiğini belirtti.
Gürlek, Adalet Bakanlığının sürecin sonraki aşamalarına ilişkin çalışmalarını şöyle anlattı:
“Bizim kurul olarak takip ettiğimiz alan ise daha sonraki aşama. Yani kanun yürürlüğe girdikten sonra cezaevlerinden yapılacak başvurular ve dışarıdan gelecek kişilerin yapacakları başvurular bakımından Adalet Bakanlığını ilgilendiren idari ve hukuki hazırlıklar var. Burada infaz hakimliklerinin ve sulh ceza hakimliklerinin önemli görev ve yetkileri bulunuyor. Ancak şu anda o süreç başlamış değil. Öncelikle kanunun yürürlüğe girmesi gerekiyor. Yürürlüğe girdikten sonra talep üzerine başvurular başlayacak.”
Uygulamanın sağlıklı işlemesi için gerekli idari ve teknik hazırlıkları yaptıklarını vurgulayan Gürlek, kanunun birinci maddesindeki temel şartın silahların bırakılması ve örgütün tüm unsurlarıyla tasfiye edilmesi olduğunu, bu gerçekleşmeden yasanın yürürlüğe girmeyeceğini belirtti.
Bunun Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla tespit edilmesi, ardından Resmi Gazete’de yayımlanması gerektiğini aktaran Gürlek, daha sonra hukuk ve infaz alanını ilgilendiren sürecin başlayacağını, cezaevlerindeki başvurular ile örgütten ayrılarak gelecek kişilere ilişkin hukuki süreçlerin gündeme geleceğini anlattı.
Gürlek, “Bakanlığımız bünyesinde de bu konuda bir çalışma birimi kurduk. Bu birim, hakimlerin verecekleri kararlara müdahil olmak için değil, mevzuatın uygulanmasında ortaya çıkabilecek idari ve teknik ihtiyaçları önceden tespit etmek, uygulama birliğine ilişkin eğitim ve mevzuat çalışmalarını hazırlamak amacıyla faaliyet gösteriyor. Ancak şu anda Adalet Bakanlığını ilgilendiren uygulama aşaması henüz başlamadı.” diye konuştu.
“Çocuk Paketi” olarak adlandırılan yargı paketinin Resmi Gazete’de yayımlandığını belirten Gürlek, çocukların suça yönelmesinin yalnızca adli boyutuyla ele alınamayacağını söyledi.
Bakan Gürlek, adalet sisteminin suç işlendikten sonra devreye girdiğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir suç işlendiğinde savcılık süreci başlıyor. Ancak çocuğu suça iten sebepler çok daha önce ortaya çıkıyor. Bir çocuk sorunlu bir aile ortamından gelebiliyor, okulda problemler yaşayabiliyor veya sosyal çevresinden olumsuz etkilenebiliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca adli boyutuyla ele alınamaz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının da bu süreçte önemli sorumlulukları var. Bir çocuğun neden suça yöneldiğini veya suça açık hale geldiğini önceden tespit etmek gerekiyor. Bu süreç ailede başlıyor, okulda ve sosyal çevrede devam ediyor. Çocuğun içinde biriken sorunlar bir noktadan sonra onu suça sürükleyebiliyor. Bu nedenle ilgili bakanlıklarla çalışmalar yaptık. Diyanet İşleri Başkanlığına da özellikle değerler ve ahlak eğitimi bakımından önemli görevler düşüyor.”
Suç işlenmeden önce önleyici çalışmaların, suç işlendikten sonraki aşamada ise cezaların caydırıcılığının önem taşıdığını dile getiren Gürlek, bu kapsamda ciddi ceza artırımlarının yapıldığını kaydetti.
Çocuk Paketi’yle “suça sürüklenen çocuk” kavramı yerine “adli süreçteki çocuk” yaklaşımının getirildiğini kaydeden Gürlek, şöyle devam etti:
“Buradaki amaçlardan biri, suç örgütlerinin çocukları kolayca kullanabilmesini önlemek, diğeri ise çocuğun işlediği fiilin hukuki sonuçlarının daha açık ve caydırıcı hale gelmesini sağlamaktır. Örgüt çocuğu kullanamayacak, çocuk da kendisinin suç faaliyetlerinde araç olarak kullanılmasının ciddi hukuki sonuçları bulunduğunu bilecek. Ailelerin sorumluluğunu da güçlendirdik. Daha önce bu konuda bazı boşluklar vardı. Aileler çocuklarının eğitimine, davranışlarına, sosyal çevresine ve bulunduğu ortamlara karşı daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda. Pakette özellikle velilik ve vesayet görevlerinin kötüye kullanılması veya ihmal edilmesine ilişkin bazı ceza hükümleri düzenledik. Bu paketin faydalı olacağını düşünüyorum.”
İBB DAVASI’NDA EK İDDİANAME KONUSU
Adalet Bakanı Akın Gürlek, “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” davasında yargılamanın başladığını, mahkemenin önce tutuklu sanıkları dinlediğini, şu anda tutuksuz sanıklar ile tanıkların dinlenmesine devam edildiğini söyledi.
Soruşturma aşamasında da bu kişilerin beyanlarının alındığını belirten Gürlek, kamuoyunda, özellikle Ekrem İmamoğlu ve avukatları tarafından, “kişilerin aileleriyle tehdit edildiği, baskı gördüğü, tutuklanmakla korkutulduğu ve bu nedenle savcılıkta ifade verdikleri, mahkemede ise ifadelerinden dönecekleri” yönünde iddiaların dile getirildiğini belirtti.
Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde de bu iddiaların doğru olmadığını ifade ettiğini aktardı.
Bakan Gürlek, bir kişinin ifadesinin avukatı huzurunda alındığını, beyanını okuduktan sonra imzaladığını, soruşturma aşamasında dinlenen ve daha sonra mahkemede ifade veren bazı tanıkların savcılıktaki beyanlarını mahkeme huzurunda da tekrar ettiklerini söyledi.
Bunların yeni beyanlar olmadığına dikkati çeken Gürlek, başsavcılık görevini yürüttüğü dönemde soruşturma dosyasındaki eylemlerin delillerle desteklendiği yönündeki kanaatini açıkladığını, dosyanın artık kovuşturma aşamasında olduğunu, bundan sonra delillerin değerlendirilmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve sanıkların hukuki durumlarına ilişkin nihai takdirin mahkemeye ait olduğunu kaydetti.
Mahkemenin tanıkları ve sanık müdafilerini dinleyerek savunmaları değerlendirdiğinin altını çizen Gürlek, yargılamanın ne zaman tamamlanacağını söylemesinin mümkün olmadığını, sürecin takviminin ve verilecek kararın tamamen mahkemenin yetkisinde bulunduğunu vurguladı.
Gürlek, “İBB ile ilgili, yargılamaya konu olan dosyanın dışında Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yürütülen başka soruşturma süreçleri de bulunuyor.” dedi.
Bu kapsamda, ek iddianame için çalışma yapılıp yapılmadığı sorusunu cevaplayan Gürlek, “Evet, Cumhuriyet başsavcılığı tarafından ek iddianameye konu olabilecek yeni delil, rapor ve hukuki değerlendirmeler üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Yeni bazı ihale raporlarının söz konusu olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla devam eden bir soruşturma süreci de bulunuyor. Yargılamaya intikal etmiş kısım mahkemenin yetki ve takdirinde, henüz soruşturma aşamasında bulunan yeni hususlar ise Cumhuriyet başsavcılığı tarafından değerlendiriliyor. Bu iki alanın birbirinden ayrılması gerekir.” diye konuştu.
“TEK BAŞINA HUKUKA AYKIRILIK ANLAMINA GELMEZ”
Feshedilen Gelecek Partisinin Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında “cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla soruşturma başlatıldığını belirten Gürlek, soruşturmaya konu videonun 2021 yılına ait olduğunu söyledi.
İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olduğu dönemde Canan Kaftancıoğlu hakkında yıllar önce paylaşılan tweetlerin konu edildiği bir yargılamanın da yapıldığına dikkati çeken Gürlek, hukuken suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı ile zaman aşımı hususlarının değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Bakan Gürlek, “Cumhurbaşkanına hakaret’ suçu bakımından burada zamanaşımı süresinin dolmadığı değerlendiriliyor. ‘O video o tarihte vardı, neden o zaman işlem yapılmadı da şimdi yapıldı’ denilebilir. Bir soruşturmanın hangi tarihte başlamış olması tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmez. Bir ihbar, CİMER başvurusu veya şikayet üzerine savcılık önüne gelen iddiayı hukuken değerlendirebilir. Suçun oluşup oluşmadığına ve zaman aşımına ilişkin değerlendirmeyi de soruşturmayı yürüten savcılık yapar. Az önce söylediğim gibi, burada isim ve sıfat üzerinden hareket edilmez.” değerlendirmesinde bulundu.
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek ve oğullarıyla ilgili iddiaların da kamuoyunda uzun süre tartışıldığını, bu konuda şikayet ve başvurular yapıldığını aktaran Gürlek, Cumhuriyet başsavcılığının kendisine ulaşan ihbar ve şikayetleri hukuken değerlendirip soruşturma başlattığını ve bazı kişilerin ifadelerini aldığını söyledi.
Gürlek, bundan sonraki sürecin de deliller çerçevesinde savcılığın takdirinde ilerleyeceğini ifade etti.
Bakanlığa her ay “Adalete güven anketi” geldiğini anlatan Gürlek, vatandaşların bu konuda öne çıkardığı başlıkların yargılamaların gecikmesi, hakim ve savcılara yönelik işlem yapılmadığı ve cezasızlık algısı olduğunu aktardı.
Gürlek, yargılamaların uzamasının adalete güven duygusunu zedelediğinin altını çizerek, 12. Yargı Paketi’nde yargılamaların hızlandırılmasına yönelik düzenlemelere yer verildiğine, üç ilde başlatılan “Alo 135” uygulamasının ekim ayında Türkiye geneline yayılacağına işaret etti.
Hedef süre uygulamasına önem verdiklerini dile getiren Gürlek, “Yargılamaların makul sürede tamamlanmasına ilişkin verileri yakından takip ediyoruz. Hedef sürenin aşılmasında hakim veya savcıdan kaynaklanan ve incelemeyi gerektiren bir durum bulunması halinde, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) anayasal ve yasal yetkileri çerçevesinde gerekli idari süreçler işletilebiliyor.” diye konuştu.
Akın Gürlek, hakim ve savcıların korunduğu, haklarında soruşturma izni verilmediği yönündeki algının gerçeği yansıtmadığını, HSK Başkanı olarak mesleğin itibarına zarar veren davranışlar konusunda taviz vermediklerini belirtti.
Hakim ve savcıların mesleğin ağırlığını koruması gerektiğini kaydeden Gürlek, görev veya bakılan dosyayla ilgili ciddi bir şaibe ortaya çıkması halinde HSK’nin kanunun verdiği yetkiler çerçevesinde gerekli inceleme ve işlemleri yürüttüğünü ifade etti.
Gürlek, “Hakim veya savcı olmak kimseye ayrıcalık sağlamaz. Trafikte bir olaya karışmışsa vatandaş için hangi hukuk uygulanıyorsa onun için de aynı hukuk uygulanır. Bu konuda soruşturma ve disiplin istatistiklerini de yakından takip ediyoruz. Çünkü hakim ve savcı toplumda güven duyulan bir konumda olmak zorunda.” diye konuştu.
Yaklaşık 27 bin 500 kişilik yargı teşkilatının küçük bir bölümünün meslek onuruna zarar veren davranışları nedeniyle büyük çoğunluğun zan altında kalmasını kabul edemeyeceklerinin altını çizen Gürlek, bu konuda gerekli adımları attıklarını söyledi.
“SUÇ KİM TARAFINDAN İŞLENİRSE İŞLENSİN AYNI HUKUK UYGULANMALI”
Bakan Gürlek, adalete güven konusunda üçüncü başlığın “cezasızlık algısı” olduğunu, toplumda “Suç işleyenin yanına kar kalıyor.” şeklinde oluşan kanaatin özellikle üzerine gittiklerini belirtti.
Toplumsal olaylar ve kamuoyunda infial oluşturan hadiselerde adli süreçlerin etkin ve süratli yürütülmesi amacıyla ilgili kurumlar arasındaki idari ve teknik koordinasyonun güçlendirildiğini, başsavcılıkların da bu konuda duyarlı olduğunu dile getiren Gürlek, şunları söyledi:
“En son Van’da ‘Kara Haydar’ olarak kamuoyuna yansıyan bir olay oldu. Daha sonra olayın farklı boyutları ortaya çıktı. İnsanların gözü önünde, kaynağı açıklanamayan yüksek miktarda para ve aşırı gösterişli yaşam görüntüleri üzerinden devletin ve kamu kurumlarının itibarıyla oynanmasına müsaade edilemez. Bir tarafta insanlar geçim sıkıntısı çekerken diğer tarafta kaynağı tartışmalı servetin, korumaların ve lüks hayatın sosyal medyada teşhir edilmesi toplumda ciddi rahatsızlık meydana getiriyor. Son dönemde sosyal medya fenomenliği üzerinden de bu tür örnekler çoğaldı. Elbette sosyal medya fenomenliği ayrı ve meşru bir alan. Ancak suç teşkil eden bir mali faaliyet, kamu kurumlarına yönelik hukuka aykırı eylem veya başka bir suç şüphesi varsa bunun gereğini bağımsız yargı makamları yapar. Bizim yaklaşımımız bu. Suç kim tarafından işlenirse işlensin aynı hukuk uygulanmalı.”
Adalet Bakanı Gürlek, göreve başlayalı 7 ay olduğunu ve çalışmalarının devam ettiğini, mesleğin içinden gelmesinin sorunları doğrudan takip etmesine katkı sağladığını, başsavcılar, komisyon başkanları, hakim ve savcılarla görüşerek kendisine iletilen sorunlara idari çözümler üretmeye çalıştığını anlattı.
Özellikle İstanbul’da yargı mensuplarının lojman sorununun yaklaşık yüzde 80 çözüldüğünü aktaran Gürlek, benzer çalışmaların Türkiye genelinde de sürdürüldüğünü kaydetti.
“KAMUSAL NİTELİKTE BİR GÖREV YAPIYORSUNUZ”
Akın Gürlek, basın mensuplarına yönelik fiziki saldırıların zaman zaman yaşanabildiğine dikkati çekerek, “Siz sonuç itibarıyla toplumun haber alma hakkına hizmet eden, kamusal nitelikte bir görev yapıyorsunuz. Elbette özel sektörde faaliyet gösteriyorsunuz ancak yaptığınız işin kamusal bir yönü var. Bu nedenle gazetecilere, görevlerini yaptıkları için yönelen saldırıların yalnızca bireye karşı değil, toplumun haber alma hakkına karşı bir saldırı olarak da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.” (AA)
