9 C
New York kenti
Cumartesi, Ocak 10, 2026

Buy now

Dijital işgal alarmı: Uzmanlar ‘Milli güvenlik tehdidi’ne dikkat çekiyor

Yabancı dijital platformların Türkiye’de topladığı kullanıcı verilerinin istihbarat servislerine sızdırıldığına yönelik iddialar tartışma yarattı. 2024’te Türkiye’den 158 milyar lira gelir elde eden küresel teknoloji şirketleri için uzmanlar uyarıyor: “Bu artık sadece ekonomik değil, doğrudan bir milli güvenlik meselesi. Dijital Vatan savunması zorunlu hale geldi.”

Geleneksel savaş yöntemlerinin yerini giderek gayri nizami harp tekniklerine bıraktığı günümüz dünyasında, yabancı dijital medya platformları artık yalnızca birer iletişim ve eğlence aracı olarak görülmüyor. Uzmanlara göre bu platformlar, ülkelerin iç güvenliğini, toplumsal huzurunu ve siyasi istikrarını hedef alan stratejik aktörler haline geldi.

Hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte bir “dijital işgal” sürecinin yaşandığına dikkat çekilirken; milyarlarca insanın kişisel verisini toplayan, bu verileri işleyen ve farklı amaçlar doğrultusunda kullanan dijital mecraların, Türkiye’deki reklam pazarını da büyük ölçüde kontrol altına aldığı belirtiliyor.

158 Milyar Lira Yabancı Platformlara Gitti

Google, Instagram, WhatsApp, YouTube, Facebook, TikTok ve X gibi küresel platformlara 2024 yılı içerisinde Türkiye’den reklam aracılığıyla yaklaşık 158 milyar TL aktarıldığı ifade ediliyor. Bu durum bir yandan ulusal ve yerel medyanın ekonomik olarak zayıflamasına yol açarken, diğer yandan dijital platformların “milli güvenlik sorunu” haline geldiği yönündeki tartışmaları güçlendiriyor.

Denetim Var, Dijitalde Yok

Uzmanlar, Türkiye’de yayın yapan radyo ve televizyonların RTÜK denetimine tabi tutulduğunu, buna karşın dijital medya platformlarının neredeyse sınırsız bir hareket alanına sahip olduğunu vurguluyor. Bu durumun, dezenformasyonun yayılmasına ve toplumsal kaos ortamının oluşmasına zemin hazırladığı ifade ediliyor.

“Veriler Siyasi ve İstihbari Amaçlarla Kullanılıyor”

“Big data” havuzlarında tutulan milyonlarca kullanıcıya ait detaylı bilgilerin, yabancı dijital platformları elinde bulunduran kişi ve kuruluşlar tarafından siyasi ve istihbari amaçlarla kullanıldığına dikkat çekiliyor. Bu verilerle seçim süreçlerinde manipülasyon, siyasi algı yönetimi ve afet dönemlerinde dezenformasyon faaliyetlerinin yürütüldüğü belirtiliyor.

Uzmanlara göre, bireylerin dijital platformlar üzerinden toplanan tercih ve davranış verileri analiz edilerek, kişiye özel siyasi içerikler öne çıkarılıyor ve bu yolla toplumsal yönlendirme hedefleniyor. Yabancı istihbarat servislerinin de bu verileri “toplumsal haritalandırma” çalışmaları kapsamında kullandığı ve Türkiye’de istikrarsızlık yaratmayı amaçladığı öne sürülüyor.

Yerel Medyanın Payı Sert Düştü

Reklam pastasındaki değişim de dikkat çekici boyutlara ulaştı. 2014 yılında Türkiye’de reklam harcamalarının yüzde 80’i yerel basına giderken, bu oran 2019’da yüzde 52’ye, 2024’te ise yüzde 26’ya kadar geriledi. Aynı dönemde yabancı dijital platformların payı yüzde 20’den yüzde 74’e yükseldi.

Uzmanlar, bu tablo karşısında “Dijital Vatan” kavramının artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini vurgulayarak, dijital alanın da milli güvenlik perspektifiyle ele alınması gerektiğini ifade ediyor.

‘BİZ FİNANSE EDİYORUZ’

SABAH’a konuşan Kastamonu Üniversitesi Yapay Zekâ Çalışmaları Koordinatörü Prof. Dr. Tunay Kamer, yabancı platformların Türkiye’de kazandıkları reklam gelirleriyle yine Türkiye’ye karşı algı operasyonları yürüttüğünü belirtti. Kamer, “Bu durum sadece ekonomik bir kayıp değil, kendi kuşatmamızı kendi kaynaklarımızla finanse etmemiz anlamına geliyor. Denetimsiz bırakılan her algoritma, kimlik kontrolü yapılmamış bir istihbarat elemanı potansiyeli taşır. Güvenlik artık sınır kapılarında değil, sanal dünyada başlıyor. Verilerimizi korumak, algılarımızı yönetmek ve dijital kimliğimizi güvence altına almak milli güvenliğin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir” dedi.

Kamer, çözümün ‘dijital egemenlik’ olduğunu vurgulayarak, yerli ve milli büyük dil modellerinin geliştirilmesinin bir tercih değil, milli zorunluluk olduğunu kaydetti. Kamer, risk yönetimi ve siber dayanıklılık odaklı bir yaklaşımın şart olduğunu vurguladı. Kamer, bu kapsamda devlet, kurumlar ve bireyler düzeyinde eşzamanlı ve tamamlayıcı sorumluluklar bulunduğuna da dikkat çekti. “Devletin, yabancı dijital platformlardan Türkiye’ye özel risk değerlendirme raporları ve şeffaflık taahhütleri talep etmesi gerekiyor. Kurumların, kriz dönemlerinde 7/24 esasına göre çalışacak hızlı müdahale ve doğrulama protokollerini devreye almalı. Bu afet, seçim ve toplumsal hassasiyet dönemlerinde bilgi kirliliğini önemli ölçüde azaltacaktır. Vatandaşlar da dijital içerikleri sorgulamadan paylaşmak yerine kaynağını araştıran ve resmi kanalları teyit mekanizması olarak kullanan bir bilinçle hareket etmesi gerekiyor.

‘KÜLTÜREL EROZYON’

Marmara Üniversitesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Ulağlı ise dijital platformların toplumsal yapı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Endüstri 5.0 süreciyle birlikte bireyin giderek yalnızlaştığını ve kendi ürettiğinin tutsağı haline geldiğini belirten Ulağlı, “Denetlenmeyen dijital içerikler, örtük mesajlar ve eşik altı manipülasyonlar toplumsal yapıyı zedeliyor, kurumlara olan güveni sarsıyor” dedi.

Türk-İslam toplum yapısına uygun olmayan içeriklerin kültürel bir çöküşe neden olduğunu vurgulayan Ulağlı, özellikle gençlerin bu platformlar üzerinden rol modeller aracılığıyla manipüle edildiğini, sivil itaatsizlik ve kaotik eylemlere yönlendirildiğini ifade etti. Ulağlı, dijital mecraların denetlenmesinin milli güvenlik meselesi olduğunu söyledi.

SON GİRİLEN İÇERİKLER