Zehra...

Söz konusu ülke Türkiye ise şiddet ve tacizin bile başörtülüsü-başörtüsüzü olabiliyor.

Kadına şiddet, taciz ve baskının başörtülüsü başörtüsüzü olur mu?

Normal şartlarda olmaz.

Şiddet şiddettir, tacizse taciz.

Ama söz konusu ülke Türkiye ise şiddet ve tacizin bile başörtülüsü-başörtüsüzü olabiliyor.

Çünkü bu ülkede kadınlar taciz, şiddet ve ayrımcılığa maruz kalırken bile başörtülü-başörtüsüz diye ayrılabiliyor.

Aslında ayrılabiliyordu demem gerekiyor.

Çünkü son günlerde bu ayrımı temelden sarsacak gelişmeler yaşanmaya başladı.

Çok önemli bir örneği ‘Bu kadınlar ezber bozuyor’ başlığıyla önceki gün yazdım. (http://tinyurl.com/n7ufx7u)

Hafta başı 57 başörtüsüz kadın başörtülü kadınlara uygulanan her türlü haksızlığa son vermek için bir imza kampanyası başlattı.

Birkaç gün içinde imzacıların sayısı on binleri buldu.

* * *

Demek ki artık en azından kadınlar ister muhafazakârlık isterse laiklik adına olsun bu sahte ayrımları yutmuyor.

Kadınlar artık “Şiddet, taciz, baskı ve ayrımcılığın başörtülüsü başörtüsüzü olmaz” diyor.

Erkek egemen siyaset dünyasının; kadınları kıyafet, yaşam tarzı ve bedeni üzerinden tarif etmesine/bölmesine izin vermiyor.

İzmir’de polis tarafından saçları çekilerek sürüklenen genç kadın da Kabataş’ta ruh hastası bazı protestocuların tacizine maruz kalan başörtülü genç anne de başörtülü ya da başörtüsüz oldukları için değil hiçbir şekilde böyle bir muameleyi hak etmedikleri için aynı şekilde vicdanları yaralıyor.

Siyasetçiler maalesef hâlâ insanları önce kimlikleri üzerinden tanımlıyor.

Başbakan, Kabataş’ta iğrenç bir saldırıya maruz kalan genç anneyi başörtülü olduğu için miting meydanlarında daha bir hararetle savundu…

Kemal Kılıçdaroğlu ise başörtüsünden dolayı adeta bu mağdur anneyi ispata çağırdı!

Bir kadını sırf başörtülü olduğu için uğradığı tacizden dolayı ispata çağırmak ne demek?

Başı açık olsa…

Yine de “İspat et” der miydi Kemal Bey?

Oysa bakın başörtülü ya da başörtüsüz ‘kadın gazeteciler’ günlerdir adının Zehra olduğunu öğrendiğimiz mağdur anne ile konuşmaya çalışıyor.

Çünkü siyasetin ayrımcı diline rağmen vicdanı olan herkes, o genç anneye yapılanları açıkça lanetliyor.

O annenin yaşadıklarını anlamak için başörtülü olmak gerekmiyor.

Azıcık insan, azıcık vicdan…

Çünkü ölen de kör olan da tacize uğrayan da insan.

Şiddet, taciz ve ayrımcılığa uğrayan nedense hep kadın.

Başörtülü ya da başörtüsüz…

Fark etmiyor.

Neden fark etmediğini dün Star’da yayımlanan ‘Zehra…’ başlıklı çarpıcı yazısıyla Balçiçek İlter anlatıyor.

* * *

İSMİ Z.D FALAN DEĞİL ZEHRA

Ben genç bir kadın tanıdım... İsmi Z.D falan değil…

Nedir o öyle, sanki suçluymuş gibi, saklanması gerekiyormuş gibi, damalıymış gibi...

İsmi Zehra. Çok güzel bir yüzü var. Gülümsese daha güzel olacak ama beraberken o ana sahip olma şansımız olmadı, bir ara belli belirsiz yüzünden bir tebessüm bulutu geçti, o da bebeğine bakarken...

16 Haziran’da, bir akşamüstü buluştuk. Öyle kolay olmadı buluşmak, ikna edilmesi zor oldu. Karşı taraftan birileri “Nasıl film karesi gibi, inandırıcı değil” diyorsa anlattıklarına, işte belki de ben de tam o mahallenin ortasından geliyordum. Başbakan’ın ötekileştirdiklerindendim.

Yaşam tarzımla, giyinişimle...

ÖYLE KOLAY OLMUYOR…

Uzun uzun sohbet ettik... Öyle kolay olmuyor anlattırmak travma yaşamış birine detayları... Sorguya çeker gibi karşısına oturup “Hadi anlat bakalım, neydi o eldivenliler, üstü çıplak adamlar, kim çekti niye çekti başörtünü, üzerine işediler mi?” demiyorsunuz...

Ayrıca kimsenin haddine mi bunu sormak?

Ben o gün Zehra’yla röportaj yapmadım, zaten yapsam nerede yazacağım? 28 Şubat’tan beri köşem yok, bilen bilir. Ben o gün yaşadığı tüm travmaya rağmen, yaşadıklarını cesurca anlatan bu genç kadını televizyona çıkması için ikna etmeye gittim. Arada bütün detayları anlattı, ne acayip, bazen insan hiç tanımadığına daha çabuk dökülür. O zaman anladım kocasına, kayınpederine yüz yüze hiçbir şeyi anlatmadığını, anlatamadığını.

MORLUKLAR GÖRDÜM, İLLE DE MERAKLIYSANIZ…

Ben cesur bir kadın tanıdım o gün...

Kalabalık bir grup tarafından darp edilen, tacize uğrayan, bebeği ve kendisi için ölümüne korkan, olur da şikâyette bulunursa sokakta tekrar başına bir şey gelir mi kâbusu gören... Morluklarını da gördüm, ille de meraklıysanız, ama benim tanıklığıma ihtiyaç yok ki, raporu var zaten. Yaşadığı travmaya tanık oldum, konuşmasına, bana bakamayışına, olayı konuşurken bebeğini odada istemeyişine... Ellerini hiçbir yere koyamayışına... Geç gelen ama sonrasında hiç bitmeyen gözyaşlarına...

Kâbuslarına, sütten kesilmesine değinmiyorum bile...

Ruhunda telafisi imkânsız darbeler yaratmış bir şey yaşadı Zehra!

Hemen konuşamadı, neden sonra cesaretini topladı, ağzını açtı...

Başına gelmeyen kalmadı...

Kendi mahallesinde “Neden konuştun?” baskılarına maruz kalmıştır belki, karşı mahalle hemen savcı rolüne büründü, hani kayıtlar? Hani adamların eşkâli? Kendini bilmezlerin sonuncusu ise olup bitenleri loğusa sendromuna bağlama hadsizliği bile gösterdi. Onunla konuşup söylediklerini aktaranlar, yazanlar, üzerine yorum yapanlar aynı mahalleden olunca, zaten güvenilirlik de bitti, niyeyse...

O yüzden benim kefilliğime başvuruldu! Ne acı...

KİMSEYE KEFİL OLAMAM

Bu tarz olaylarda biraz psikoloji eğitimi görmüş, biraz da kadın tacizlerinde bizzat çalışmış biri olarak, beyanı esas alırım. Ama kimse Gezi’nin tamamına da kefil olamaz ki...

Gezi olaylarında şiddeti gördüm, yaşadım, o gençlerin nasıl bir nefrete maruz kaldığına tanık oldum. Ama bu, Zehra’nın yaşadıklarını değiştirmez. Gezi sürecinde çok insanlık suçu işlendi, canlar gitti, uzuvlar kaybedildi, insanların onurlarıyla hoyratça oynandı.

Zehra’nın yaşadıkları bu insanlık ve nefret suçlarından biridir. Nokta!

Kimsenin kimseyi ikna etme durumu da yoktur!

Gelelim, mahallemin, gerçi ben mahallesizim ya, çok merak ettiği detaylara...

EŞKÂLLER İNCELENİYOR

1- Zehra ‘eli eldivenli adamlar’ demedi bana, “Bir adamın elinde deri eldiven vardı” dedi.
2- İki ya da üç adamın üstünün çıplak olduğunu söyledi.
3- Kameraların birçoğu tahrip edilmiş sadece bir tanesinden istenilen görüntüye ulaşılabilmiş, eşkâller inceleniyormuş.
4- Zehra’nın darp raporu da var, suç duyurusu da...

Dün bu yazıyı kaleme alacağımı söylemek için tekrar aradım. Tek bir cümleyi eklememi istedi: “Gezi için toplananların hepsi bana bunu yapanlar gibidir demedim, demem de ama birileri de artık başıma gelenleri kınasın, lanetlesin!”

KARŞIDAKİNİN ACISINI BİLE SORGULAR OLDUK

Zehra’nın başına gelenler kadar olmasa da başka arkadaşlarım da çeşitli tacizlere uğradılar, köşelerinde ima ettiler, sosyal medyada yazdılar, televizyonda anlattılar. Gerçekten merak etseydiniz, bilirdiniz. Çok iyi bildiğiniz tanıdığınız isimler üstelik ama bana düşmez açıklamak. Zehra’yı televizyon konusunda tekrar ikna etmeye çalıştım, olmadı, kameralardan çekiniyor, oysa olup biteni bütün samimiyetiyle bir anlatsa...

Bu son cümleyi yazarken, vazgeçtim fikrimden, belki de haklı, belki de çıkıp anlatsa bile birileri ikna olmayacak ve yeni sorularla dikilecek karşısına...

Sahi ne zaman böyle olduk biz?

Karşıdakinin acısını bile sorgular olduk!

Balçiçek İlter’in yazısının tamamı şu linkte (http://tinyurl.com/mco4387)