BBC

Irak'a şanlı müdahalenin ilk günleriydi, bazı tanıdıklarım savaşla ilgili programlarda BBC'nin de çok kötü davrandığını söylediler.

Irak'a şanlı müdahalenin ilk günleriydi, bazı tanıdıklarım savaşla ilgili programlarda BBC'nin de çok kötü davrandığını söylediler. 'BBC'nin de...'
diyoruz, çünkü Amerikan kanallarının kötü davrandığı konusunda kimsenin bir şüphesi yoktu, bugün de yok.
Ben pek izlememiştim. Ama bunu işittiğim zaman içim cız etti. Koskoca BBC! Yıllar ve yıllarca esirgenmemiş bir özen sonucunda edinilmiş bir şöhret! 'BBC nesnel ve güvenilir yayın yapar' kanısı. Bunun sarsılması ne kadar acı! Ve üstelik değer mi, Tony Blair'in George Bush'un yanında katıldığı komik Haçlı Seferi için bu prestiji kaybetmeye?
Dünyada olup bitenlere 'dünyalı', yani uluslararası, yani
'enternasyonalist' bir açıdan baktığımı düşünürüm. Öyle bakmayı başarabiliyor muyum, orası tartışılır, ama öyle bakmaya çalıştığım kesin. BBC, adı üstünde, Britanya'nın yayın kurumudur; ama başka hiçbir
ulusal yayın kurumunun olmayı başaramadığı şekilde ve çapta, uluslararası bir kuruluştur, bir dünya kuruluşudur. Öteki ulusal yayın kurumları da, bizim 'BBC' diye bildiğimiz bu kuruma benzemeye keşke çalışsa... Keşke, ama kolay değil. Bunu yapabilmek için, o kurumu oraya getiren Britanya'nın kendine güvenine ve sofistikasyon düzeyine sahip olmak lazım. 'Honesty is the best policy' sözünü içtenlikle söyleyebilecek düzeye gelmek gerek.
'Şekilde görüldüğü gibi,' oraya artık Britanya da kolay kolay gelemiyor.
Ama sonuç olarak, BBC'ye benzemeye çalışan pek çıkmadı. Bu da, BBC'nin uluslararası değerini yükseltti.
Kendi hesabıma, doğrusu, fazla izleyemedim, çeşitli kanalların Irak'la ilgili haberleri nasıl verdiğini. Özellikle de, kanalların ne yaptığını ayrıca ölçerek, değerlendirerek izleyemedim. Çeşitli kanallar, tabii başta Fox, izleyenin 'ölçme'sine ihtiyaç bırakmıyor. Ne yaptığı da belli, nasıl yaptığı da. 'Dünyanın en ilkel işini, olabilecek en ilkel yöntemlerle yapıyorum' diyor zaten kendisi.
Bunlarla kıyasladığımda, BBC, gene oldukça iyiydi -tabii, 'gördüğüm kadarıyla' diyerek bir ihtiyat payı koymam gerekiyor. Ama zaten BBC gibi bir kurum, 'Ben Fox gibi olayım' diye ciddi karar bile verse, öyle olmayı başarması epey zaman alır.
Örneğin Ömer Madra gibi, hem bu işleri yakından izlediğini bildiğim, hem de değerlendirmesine güvendiğim bir arkadaşım bana BBC'nin azımsanmayacak ölçüde irtifa kaybettiğini söylüyor.
Dolayısıyla içim cız ediyor. BBC irtifa kaybettiyse, ben de bir şeyler kaybetmiş olmalıyım. Tanzanya'daki henüz tanışmadığım arkadaşlarım da kaybetti. Venezüella'dakiler kaybetti. Hep birlikte kaybettik.
Bir çetrefil politik sorunla karşılaştığımızda, şimdiye kadar hep yaptığımız gibi, elimizi düğmeye atıp 'Bakalım BBC ne diyor' diyemeyeceğiz şimdi.
Bunun bir benzeri kurumu biz kendi ülkemizde hiç bilmediğimiz için, aslında bunun nasıl bir duygu olduğunu anlatmak bile bir hayli güç. Burada böyle bir 'nesnel doğru' kaygısı güden hiçbir yayın organı olmadı (televizyon kanalı gibi ya da 'ana-akım' basın gibi, yaptığı işin etiği gereği, nesnel olması gereken organlardan söz ediyorum). Televizyonculuk
alanında, yıllar yılı, önce ve yalnız devletin TRT'si bu gibi ilkelerin üstünde ter ter tepindi.
Onun için BBC'nin bu son savaşta takındığı (İkinci Dünya Savaşı'nda veya Malvinas Savaşı'nda veya IRA ile savaşta takınmadığı) tavırla neler kaybettiğini biz burada tahayyül ve tasavvur edemeyiz.
Olsa olsa bazı şeyler kazandığımızı vehmederiz. Hani, dünyada yapılmış yanlışların üstüne atlama alışkanlığını edindik ya! 'Bak, onlar da bilmem
kaçıncı sayfa güzeli geleneğini devam ettiriyorlar!' feryatlarıyla, ayıp olduğunu, düşük olduğunu, bayağı olduğunu hissettiğimiz için yaparken utanç duyduğumuz, ama gene de yaptığımız şeylere, bizim dışımızdaki ('medeni') dünyadan, 'suç ortağı' bulmanın ferahlığını yaşarız. 'Bak, BBC de şovenizm yapıyor, yalan söylüyor, yönlendiriyor, çarpıtıyor!..'
Evet, BBC bir 'dünya' standardıydı. Şimdi onun başında olup onu yönlendirenler veya taksiratı varsa (olmamasını düşünmek zor), Blair gibi politikacılar, farkındalar mı ne yaptıklarının? O temiz nama erişmek çok zor, o namı çarçur etmek çok kolaydır. 'Birleşik Krallık', dünyaya ölçü olan bir kurum kurmuştu. Birleşik Krallık içinde propaganda yapmak için
bunu feda etti. Ama BBC, bir kere BBC olmuştur. Umarız, bu zilletini çabuk aşar ve Blair'in değil, dünyanın BBC'si olmayı yeniden tercih eder.