Irak'ın 'kuzey'i

Irak savaşının gündeme gelmesiyle birlikte, alışılmış mantıksız</br>'argüman'lar da ortayı kapladı. Barıştan yana olanlar sorumsuz, savaşa girmeliyiz diyenler sorumlu, saçma sapan olduğu kadar sebepsiz bir şekilde saldırgan birtakım lakırdılar, bağırışmalar. Demagoji, mugalata!

Irak savaşının gündeme gelmesiyle birlikte, alışılmış mantıksız
'argüman'lar da ortayı kapladı. Barıştan yana olanlar sorumsuz, savaşa girmeliyiz diyenler sorumlu, saçma sapan olduğu kadar sebepsiz bir şekilde saldırgan birtakım lakırdılar, bağırışmalar. Demagoji, mugalata!
Neyse, sonuç olarak çok da şaşacak bir durum yok. Hayatı boyunca bundan başka bir şey yapmamış kişiler, şu ortamda da aynı şeyi yapacak elbette.
'Bu savaş haklı bir savaş değil' diyoruz. Bunu diyenler bütün dünyada var. Bunu diyenlerin ne sayıları azımsanır gibi, ne de söyledikleri. Şimdi, buna karşı, binlerce Amerikalı delikanlının savaşmaya hazır olduğunu söylemenin bir anlamı var mı? Daha fazlası Vietnam Savaşı öncesinde de hazırdı. Çok daha fazla Alman delikanlısı da 1939'da hazırdı. Sorunun bir kısmı da bu zaten. Bunca masum insanın böyle durumlarda her zaman -haksız da olsa- gidip ölmeye hazır olması.
Hazır olmasında bu çığırtkanların sorumluluğu var, her seferinde. Ama o konuyu burada bırakalım, sürdürmeyelim. Daha önemli bir konuya geçmek istiyorum.
Geçmek için, bir 'ilke' sorununa değineceğim: belirli bir somut durumda, insanlığı ilgilendiren bir 'ilke ihlali' durumu varsa ve bu durum 'barışçı' dediğimiz yöntemlerle çözülemiyorsa (Bosna'da olduğu gibi) silahlı müdahaleye karşı değilim. Ama bunun böyle olduğunun dünya kamuoyu tarafından onaylanması gerektiğine inanıyorum: Bu onayın da kurumları ve prosedürleri var. Somut işleyişten çok hoşnut olmayabiliriz; değilsek düzeltelim. Ama bunlar var.
Bu gibi durumlarda zorunlu hale gelen silahlı müdahaleye (tabii onun öznesi ve biçimi de çok önemli olmak kaydıyla) karşı değilim; bu durumlarda, tersine, 'Bizi ilgilendirmez' tavrına karşıyım. Genel insanlığı ilgilendiren her şey bizi de ilgilendirir, dünyadaki bütün bizler'i de.
Anladığım kadarıyla Irak'taki bu müdahale, bizi, 'biz'imle ilgili bir nedenden ötürü ilgilendiriyor. Çığırtkanlar her ne kadar Saddam üstüne edebiyat yapsalar ve böyle diktatörlerin yaşatılmaması gerektiğini söyleseler de, bu savaşa Türkiye'nin de kendini müdahale etmek durumunda görmesinin, 'sonra daha da kötü olur' demesinin nedeni Saddam falan değil. Bunun zaten başından beri gizli bir tarafı yoktu, ama savaşa katılma gerekçesinde, bütün dünya için savaşın asıl nedeni olan Saddam'dan da iki çift söz etmek gerekiyordu.
Asıl gerekçe, orada devlete benzer bir Kürt özerkleşmesinin önlenmesi. Katılırsak, bunu fiilen önleyeceğiz -diyoruz. Katılmazsak, denetimimiz dışında bir şeyler olabilir.
Bu asıl gerekçe çok açıkça konuşulmuyor ve hiç tartışılmıyor. Türkiye bunu casus belli diye ilan etmiş durumda. Ama bunu ülke içinde tartışmıyoruz; tartıştığımızı hiç hatırlamıyorum.
Acaba dünyanın o bölgesinde ve bizim de burnumuzun dibinde böyle bir gelişme oluyorsa, olacaksa, buna karşı Türkiye'nin alacağı tek tavır bu mu olmalıdır?
Bunu seçenlerin seçerken ne düşündüğü besbelli. 'Orada bir Kürt devleti kurulursa, buradan oraya gidecek çok olur mu?' Asıl sorunun bu olduğunu sanmıyorum. Asıl soru, buradan koparacağı toprakla o devlete katılmak isteyen olur mu, sorusu.
Şüphesiz hiç saçma bir soru değil. Pekâlâ olur. En azından, her zaman olacaktır. Dolayısıyla, zaten şimdi de var ve orada öyle bir 'devlet' fiilen kurulmazsa da, bu tutku olacak.
Geçen Irak ve Körfez krizinde de benzer ihtimaller tartışılmıştı. O zaman Özal, Cumhurbaşkanı olduğu için zaten 'Tartışalım' demişti. Ama gene tartışılmamıştı. Biz Türk'üz, tecrübemiz var. Cumhurbaşkanı 'Tartış' dedi diye tartışırsın ama sonra biri gelir, 'Sen ne söylüyordun bakayım?' diye hesabını görür.
Politikada tek çizgide diretmek her zaman sakıncalıdır -bizim monist siyasi kültürümüze böylesi pek uymasa da. Çünkü bu 'tek çizgi' ısrarı hayatın yapısına denk düşmez. Ayrıca, 'tek' olması, onun da çok önemli sakıncaları olmadığı anlamına gelmez.