Nereye?

Büyük fotoğrafa dönelim. Bu ülkenin önümüzdeki yıllarda fiilen İslami ve otoriter bir demokrasiye doğru evrileceği anlaşılıyor. Bizim bildiğimiz cumhuriyet artık sona erdi.

Seçim bitti. Sonuçlar herkesi şoke etti. Analizler yapıldı. Hazmedildi. Kimi aklınıza yattı, kimine şüpheyle yaklaştınız. Ama 1 Kasım realitesi artık daha somut bir şekilde günlük hayatımıza damgasını vurmaya başladı. Seçim bitmiş sanki bir siyasi tiyatro sona ermiş ve herkes bu gösterinin sonunda evine dağılmış gibi. Bu sebeple bu ülkenin selametini, geleceğini ve dünyadaki yerini dert ediniyorsanız bu günler sizin için de zor günler.

Bu ülke için önemli bir normalleşme fırsatı kaçtı. Ne var ki, bu hususta seçmeni suçlamak doğru değil. Daha önce yazdım. Seçmen rasyonel bir tercih yaptı. Temel olarak muhalefetin iki önemli aktörünü yeterince ehil görmedi. Onlara devleti, ekonomiyi ve dış politikayı emanet edebileceğine ikna olmadı. Türkiye muhalefetinin bu gerçeğin önemini yeterince idrak edip etmediğini önümüzdeki aylarda göreceğiz.

MHP’deki hareketlenme artık gidişata bir dur denilmesi gerektiği noktasına gelindiğine işaret ediyor. Özellikle Meral Şener liderliğindeki bir yenilenmenin merkez sağı da kapsayıcı bir yeniden yapılanmaya gitmesi durumunda siyaset için bir anlam taşıyacağı açık. MHP’deki değişim bir ekip değişimi ile sınırlı kalırsa bunun ana siyasal fotografa büyük bir etkisi olmaz. CHP’deki hareketlenmenin ısrarla liderlik değişimine odaklanması, asıl sorununun nerede olduğu konusunda doğru bir okumanın olmadığı kanaatini uyandırmakta. Temennim orada da bu sonuçların iyi analiz edilmesi ve gereğinin yapılmasıdır. Ümitli miyim? Pek değilim.

Muhalefet önündeki zamanı kapsamlı bir yenileme için bir fırsat olarak görür ve bunun gereği olan yapısal değişikliklere giderse belki ümitlenmemiz mümkün olacaktır. Bunun için bilinen sağ-sol kalıplarının ötesinde önyargılardan kurtulmuş bir yaklaşım şart. Açıkçası ben bunu pek göremiyorum ve bu açıdan çok iyimser olduğumu da söyleyemem. Hem kurumsal muhalefet yani CHP ve MHP hem de dışarıdaki muhalefet tam bir dağınıklık ve zihin karışıklığı içerisinde. Halen bilinen sağ-sol paradigmaları üzerinden çıkış reçeteleri arıyorlar. Bu yaklaşımlarla anlamlı sonuçların alınmasını pek mümkün görmüyorum.

Büyük fotoğrafa dönelim. Bu ülkenin önümüzdeki yıllarda fiilen İslami ve otoriter bir demokrasiye doğru evrileceği anlaşılıyor. Bizim bildiğimiz cumhuriyet artık sona erdi. Bu İslami ve otoriter demokrasinin kurucu babasının Recep Tayyip Erdoğan olduğu ve bu rejimi de kendi önceliklerine göre kurgulayacağı konusunda şüpheniz olmasın. Devlet gücü ve milli eğitim sistemi ile toplum, sermaye, medya ve sivil toplumun dönüştürülmesine devam edilecek. Şeklen seçimler yapılacak ama büyük oranda seçimler aynı elit grubunun içindeki tercihlerden birini seçmeniz anlamına gelecek. İktidara yakın kalem tutanların bir kaç yıldır güzelledikleri “kurucu irade” artık istediklerini hayata geçirebilecek. Ahali işlerin bu boyutunu düşünerek rey vermemiş olabilir ama bu seçim sonucunun kaçınılmaz sonucu budur. Kurulacak olanın bu memleket için hayırlı olup olmayacağı, bu denli ayrıştırılmış ve ötekileştirilmiş bir toplumu birarada tutup tutamayacağını hep birlikte yaşayarak göreceğiz.